Kibir ve Psikoloji
Yazan: Uğur Mustafa Dinç
Psikolojide, aÅŸağılık kompleksi ve üstünlük kompleksi (İngilizceleriyle, inferiority complex, superiority complex) diye iki kavram var. İçinde “kompleks” kelimesi geçen bu kavramlar, neredeyse birer hastalıktırlar. Bu kompleksler, her zaman bu denli aşırı olmayan ve daha hafif seyredebilen, daha genel birer psikolojik kavram olan “aÅŸağılanmışlık duygusu” ve “üstünlük duygusu”nun iki aşırı hâlidirler aslında. Bu yazımda, aşırı durumları ifade ettikleri için aÅŸağılık ve üstünlük kompleksi tabirlerini kullanmayacağım. Onların yerine, aÅŸağılanmışlık ve üstünlük duygusu kavramlarını kullanacağım.¹ Bu “duygular”, günlük hayatta hepimizin yaÅŸayabildiÄŸi ÅŸeylerdir, o yüzden yazdıklarımın herkese hitap ettiÄŸini düşünüyorum.
Kibir dediğimiz olgu, aşağılanmışlık duygusunun bir tezahürü (görünümü) de olabileceği gibi, sanırım daha çok üstünlük duygusundan ileri gelmektedir. Aşağılık kompleksi içinde olan insanlar, her zaman değil fakat sıklıkla, kendilerini ispat etme ve etraflarındaki insanlara karşı yapay bir hâkimiyet kurma eğilimindedirler. Bu yüzden, sıklıkla, kendilerini gerçekten üstün gören insanlarla karıştırılırlar.
Hatta bazen, yaptıkları şey, üstünlük taslamak bile olmayan, sadece kendilerine yakıştırılan değersizlik ithamını çürütmek olan, aşağılanmışlık duygusu içindeki insanlara dahi, önceki değersizlik ithamları yetmezmiş gibi, kibirli damgası da yapıştırılır. Bilhassa bu duruma karşı ne yapılması gerektiğini düşündüğümü, bildiğim kadarıyla, aşağıda anlatacağım.
Psikolojik akademik kaynaklar bize şunu söylerler: Üstünlük duygusu sahibi olan, gerçek anlamda kibirli olan insan, kendisini ispat etmeye çalışmaz. Sadece karşısındakini aşağılar ve kendini yüksekte tutar, ama onun bu aşağılanmaya aldırıp aldırmadığı kendisinin umurunda bile değildir. Üstün ve daha büyük olduğundan emindir, karşısındakinin de aşağıda ve değersiz olduğundan. İmaj düzeltmeye ihtiyacı yoktur.
…
Üstünlük duygusu taşıyanlar, iflah olmaz ve hiç kimse umurlarında olmayan gerçek kibirliler gibi görünseler de, bildiğim kadarıyla yine de kendilerini düzeltebilirler. Bunun için yardım almaları da faydalı olabilir diye tahmin ediyorum. Onlara tavsiyem, durumun farkına varıp davranışları hakkında önlem almalarıdır. Aynı tavsiyem, aşağılanmışlık duygusu yüzünden kibirliymiş gibi davranan kimselere de yöneliktir. Israrla ve isteyerek ahlak dışı davranmanın ve başkalarına kötülük yapmanın mazereti olamaz. Tövbe etmek, pişman olmak gerekir.
…
Şimdi, biraz Güzin abilik yapıyorum, lütfen didaktik üslubumu hoş görünüz.
Özgüvenli bir insan olmaya doÄŸru giden yolun baÅŸlangıcı olarak, aÅŸağılanmışlık duygusu yaÅŸayan insanlar, öncelikle her insan gibi kendilerinin de deÄŸerli olduÄŸunu kabul etsinler; dolayısıyla bir defa bizatihi sadece Allah tarafından yaratılmış olmakla, sadece var olmakla, onurlu bireyler olduklarını kesinkes bilsinler. Bunun aksini onlara söyleyen herkes birer yalancıdır. Bundan emin olsunlar. “Kınayıcılardan” korkmasınlar.
Ondan sonra, kendilerini deÄŸerli kılan birçok diÄŸer özellikleri de olduÄŸunu, hele hele kendilerini aÅŸağılayanlardan hiçbir eksik taraflarının bulunmadığını göreceklerdir. Åžu muhkem önermeyi de akıllarında tutsunlar: BaÅŸkasını küçük gören kimse, zaten küçük gördüğü kimseden üstün ve daha iyi olamaz. Ve Hz. Peygamber’in Veda Hutbesi’nden bir süre önce veya sonra verdiÄŸi bir vaazda söylediÄŸi gibi: “Bir mümine günah olarak, kardeÅŸini küçük görmesi yeter.”
Bırakın, bu kötülüğü ve gerçek küçülmüşlüğü iÅŸleyenler kendileri piÅŸman olup üzülsünler. Bu ÅŸekilde davranmayı bırakıp insanlara deÄŸer vermeyi öğrenmeleri onların kendi lehlerine olacaktır. Siz ise kendi kıymetinizi bilin ve yolunuza devam edin. İnsanlara deÄŸer verin, ama onların yanlış olduÄŸunu kesinkes bildiÄŸiniz kanılarına kapılmayın. O yanlış kanıları düzeltmek için de kendinize eziyet etmeyin; çünkü Kur’an’da Hz. Peygamber’e hep söylendiÄŸi gibi, bunu kendi başına hiç kimse baÅŸaramaz. Allah kendi istediÄŸine doÄŸru olan yolu gösterir. Siz ancak bir iki kelâm eder ve sözü orada bırakırsınız. (Zulme ve haksızlığa karşı mücadele etmek ise, yanlışlığı kesin olan kanıları düzeltmekten farklı ve çok daha öncelikli bir ÅŸeydir. Aman bu noktaya da dikkat ediniz!) … Umarım ki naçizane önerilerim birilerinin iÅŸine yarar…
HaÅŸiyeler/Dipnotlar:
1. Bu yazıyı yazmadan önce İngilizce Vikipedi’de (en.wikipedia.org) “Inferiority Complex” ve “Superiority Complex” maddelerini okudum. Oralarda, zaten bildiÄŸim ve gözlemlediÄŸim ÅŸeylerin yazılı olduÄŸu gördüm. Siz okuyucularımıza aktaracağım bilgileri böylece yeterince tahkik etmiÅŸ de oldum. Gönlünüz tamamen rahat olabilir. Vikipedi’yi güvenilir bulmayanlara da ÅŸunu söylemem gerekiyor ki Türkçe Vikipedi’ye bakarak İngilizce olanı yargılamayınız. İngilizce Vikipedi Türkçe olanından çok daha hızlı bir ÅŸekilde geliÅŸti ve olgunlaÅŸtı. Artık çoÄŸu maddesi konularında uzman kimselerin denetimi altındadır.
2. Yazılarımızda bilmediÄŸiniz kelimeler olabilir; fakat inanın ki normal bir ülkede, bizimki gibi bir dil katliamının yapılmadığı herhangi bir dünya ülkesinde (ama katliamı dayatanlar ona  dil devrimi diyorlar), bu kelimelerin mukabilleri asla ve asla zor kelimeler sayılmıyorlar. Lütfen Türk Dil Kurumu’nun çevrimiçi Büyük Türkçe Sözlüğü’nü her daim kullanmayı ihmal etmeyiniz. Adresi de buyurunuz: http://www.tdkterim.gov.tr/bts.
Dikkat! Bu sitedeki bütün yazıların telif hakkı kanunlarla korunmaktadır. Daha fazlasını okumak için lütfen buraya tıklayınız.
Ocak 28, 2010
Tags: Aşağılanmışlık Duygusu, Aşağılık Kompleksi, Kibir, Psikoloji, Üstünlük Duygusu, Üstünlük Kompleksi Şu kategoride: Toplum

3 Cevap
güzel bir konu iÅŸlemiÅŸsiniz lakin kapitalizm meselesi de bundan pek bağımsız durmuyor. yani, yardımlaÅŸmacı kapitalizm bile olsa amacı ya kalıcı üstünlüğü beslemeyi ya da kalıcı aÅŸağılanmayı aÅŸmayı amaçlıyor. bunu yardımlaÅŸarak yaptığınızda da, hiyerarÅŸinizde aÅŸağılanacak birileriniz olacağı gibi sizi de aÅŸağılamaya devam edenler olacaktır. aÅŸağılayanın aÅŸağılamasına aldırmadan güç toplamaya devam edersek bir gün gelip onu geçebiliriz ama bunca yılın kiinini nasıl terkedip intikam almaktan kendimizi alıkoyabiliriz ki? yardımlaÅŸmacı kapitalizmin bu açmazı konusunda da yardım ve önerilerinizi bekliyoruz…teÅŸekkürler
Rüştü Bey, selamet üzerinize olsun. Yorumunuz için teÅŸekkür ederim. Ama ben, “yardımlaÅŸmacı serbest sermayedarlık düzeni” dediÄŸim basit fikrin, ekonomik bir düzen olmaktan çıkıp bir güç toplama aracına dönmek zorunda olmadığını düşünüyorum.
Bugün batıda ve özellikle ABD’de, oradan etkilenme yoluyla da ülkemizde, kapitalizmin bir hayat tarzı olmak zorunda olduÄŸu sanılıyor. Oysa, kapitalist hayat tarzı sanılan ÅŸey, bugün aslında hedonist (bencil, ben-merkezci vs.) hayat tarzıdır. Kimseyi birikimim hakkında yanıltmak istemem ve o yüzden de bu hususlarda çok fazla okuma yapmadığımı itiraf ederim; ancak Max Weber’in bahsettiÄŸi kapitalist ahlâkın bu olmadığını biliyorum meselâ. Onun bahsettiÄŸi kapitalist ahlâk tam aksine bencillikten uzak, dindarca bir ahlâktı, buna “protestan ahlâkı” demiÅŸti. Gerçi o ahlâkta da biraz “grup bencilliÄŸi (bizcillik ?)” var olduÄŸu ileri sürülebilir belki, ama sonuçta ben protestan ahlâkını da deÄŸil, Müslüman ahlâkını savunuyorum. Kısacası, belki de ahlâkı, genel sosyal nizamı ve bir ekonomiyi düzenleme ÅŸekli olan kapitalizmi birbiriyle fazla özdeÅŸ görüyoruz.
Kapitalizmin yahut “iktisadi liberalizm”in denetlenmesi gerektiÄŸi düşüncesinde iseniz, buna tamamen katılıyorum. Zaten bugünkü Avrupalı işçilerin bir ÅŸansı, işçi ve köylü atalarının, uzun mücadeleler sonucunda, kapitalizmin mümkün olduÄŸu kadar denetlendiÄŸi bir sosyal-demokratik düzen kurulabilmiÅŸ olmasıdır (KeÅŸke kapitalizmin fakirler lehine denetlendiÄŸi bu sistemi, Dünya Sistemi’nin “çevre” ülkelerine ve onların bizzat Avrupalı hükümetler ve aşırı büyük sermayaderlarca sömürülen halklarına da yaysalar.)
Åžimdi, buradaki liberalizm tabirinin düz bir çeviriyle “hürriyetçilik” anlamına geldiÄŸini hatırlayalım. Gerçekten de denetlenmeyen ekonomik hürriyet, baÅŸkalarının önce ekonomik, sonra da diÄŸer hürriyetlerini gasp etmeye baÅŸlar. Günümüzdeki Amerikan “vahşî kapitalizm”inin yaptığı da budur. Büyük Amerikan sermayedarlar grubu, bugün adeta bir komünist devlet hâline gelmiÅŸlerdir ve son derece sinsi bir ÅŸekilde, insanları borç batağına sürüklemek yoluyla, onların mallarına adeta komünist bir devlet gibi el koymaktadırlar. Bu haddi aÅŸma ve verilen hürriyetleri kötüye kullanma sendromu, insan doÄŸasında vardır. Pek çok insan, Kur’an çevirilerinden tanıdığımız bir tabirle “haddi aÅŸma” eÄŸilimindedir.
Kötüye kullanmaların kesin yolu olarak önerdiÄŸiniz hiyerarÅŸileri kökten yok etme yöntemini uygulamamız mümkün deÄŸil. Zaten bunu hangi peygamber uygulamış ki? Fakat hiyerarÅŸi derken, üstteki kiÅŸinin alttakine istediÄŸini emrettiÄŸi bir hiyerarÅŸiden deÄŸil, sadece bazı kiÅŸilerin –sosyal meselelerin daha kolay halli amacıyla– diÄŸerlerinden daha fazla yetkiye sahip oldukları, ama o yetkinin de diÄŸer bütün kiÅŸiler tarafından mümkün olduÄŸunca yüksek bir oranda denetlendiÄŸi, denetlenen bir hiyerarÅŸiden bahsediyorum. Hz. Peygamberin çok bilinen ve okuduÄŸum en güvenilirinden pek çok dinî kaynakta yer alan ÅŸu sahih hadisinde dediÄŸi gibi: “Allah’a itaatsizlik söz konusu olduÄŸunda, kula itaat etmek yoktur”. Ve bir kiÅŸinin, kendisine veya baÅŸkasına karşı açık bir ÅŸekilde kibir ve haksızlık yapılmasına göz yumması, razı olması, gücü yetebileceÄŸi hâlde bunu engellememesi de Allah’a itaatsizlik olduÄŸuna göre, bu hadisi tekrar bir düşünebiliriz. Hatta anne-babaya bile, birçok anne-babanın bizim toplumumuzda sandığının aksine, mutlak itaat yoktur. Çünkü mutlak itaat ancak Allah’adır ve herhangi bir kimseden denetlenmeyen, haklılık ve haksızlık kıstasına vurulmayan, mutlak itaat istemek kendini bir bakıma Tanrı yerine koymaktır. (Bu, çocuklarına eÅŸ, iÅŸ ve bilumum diÄŸer seçimlerini, anne-baba hakkı duygusunu sömürerek, dayatmaya çalışan pek çok anne-babamıza buradan uyarı olsun.)
Velhasıl, sosyal görev ve iÅŸlev derecelendirmeleri (bu anlamdaki hiyerarÅŸiler) var olmak zorunda gibi görünmekteler. Bizim yapmamız gereken, bunları denetlemek ve “kibir” yolunda kullanılmalarını engellemek.
Son olarak, “bunca yılın kini” ifadenize katılmıyorum. Öyle bir kin oluÅŸmak zorunda deÄŸil. Bir kere, her ÅŸeyi “sineye çekmek” zorunda deÄŸiliz. Sineye çekmediÄŸimiz hâlde gücümüz yetmediÄŸi için zamanında düzeltemediÄŸimiz, bize ve içinde bulunduÄŸumuz gruplara yönelik haksızlıklara karşı ise Hz. Peygamber Mekke’yi fethettiÄŸinde yaptığı gibi bağışlayıcı bir tavırda bulunmaktan baÅŸka seçenek yok gibime geliyor.
Saygılarımla,
UÄŸur Mustafa
“…diÄŸerlerinden daha fazla yetkiye sahip oldukları…” anahtar ifade tarih boyunca bu masum cümleler olmuÅŸtur: “…sosyal meselelerin daha kolay halli amacıyla…”
hepimiz allah’ın kulu olduÄŸumuza göre kimimizin kimimizden daha yetkili olabileceÄŸine dair meÅŸru bir önermeyi nasıl nereden üreteceÄŸiz?
bu biraz “masum imam” meselesi gibi. imamların masum olduÄŸunu iddia etmekle allah’ın oÄŸlu olduklarını iddia etmek arasında bağıntı yokmuÅŸ gibi görünüyorsa da; ÅŸayet allah’ın oÄŸlu olmuÅŸ olsaydı özelliklerinden birinin masumiyet olacağı kaçınılmazdır deÄŸil mi?
kuran, bildiÄŸiniz gibi rubanlığı yerer. aritokrasi, ruhbanlıktan pek farklı dayanaklara sahip deÄŸildir; tanrıyla bir baÄŸ kurulur mevzu ilerledikçe ama biz biliyoruzki kuran, allah’ın oÄŸlu yoktur der. yani, yeryüzünde aristokrat kullar varetmemiÅŸtir. olsa olsa bazı belli ÅŸarlatanların allahın kulları üzerinde taÄŸutlaÅŸmalarının (haddi aÅŸma) imkanını hazırlama amaçlı ortaya atılmış tarihin en popüler spekülasyonudur ra’nın oÄŸlu olmak (fiRAvun),soyluluk, seçkinlik, imtiyazlılık…
hiyerarşi olmaksızın bir anlam dünyası inşa etmek zor, değil mi?
neo says: gözlerim acıyor
morfeus says: evet! daha önce onları hiç kullanmadınki…
Bir Cevap Bırakın