Araplar Bizi Arkamızdan Hançerledi mi? (7)

Yazan: Zeyneb Seza

7. “Ümmetçiler pembe tablolar çiziyor ve saflık ediyorlar” eleştirisi

Kabe'deki Müminler

Kabe'deki Müminler

Turancı ve Ulusalcıların son derece rahatsız olduğu, bizimkiler gibi görüşler bu ve benzeri klişe eleştirileri de peşinden getiriyor. Ümmetçilik derken Sultan İkinci Abdülhamid döneminde imparatorluğu kurtarmak için başvurulan akım kastediliyorsa, kimse merak etmesin, o dönem bitti. Ben Türkiye Cumhuriyetinde yaşıyorum ve çok memnunum. Osmanlı Devleti’nin yeniden inşası gibi bir hayalim yok.

Bu bağlamda yazdıklarımı okumak zorunda değilsiniz, Müslüman olabilirseniz de olmayabilirsiniz de, bu sizi ilgilendirir. Ama düşüncemi madem açıklamam gerekti, söyleyeyim. Ben Müslümanım.Benim dinim milleti için çalışmayı, vatanını sevmeyi ve onun için hizmet etmeyi öngörüyor. Bununla birlikte kavmiyetçiliğin de her türlüsünü yasaklıyor. Hatta kavmiyetçilik üzere ölenin imanı ile ölmediğini açıkça belirtiyor. Benim dinime göre “Müslümanlar ancak kardeştir.” Mümin kardeşlerimle (ister Arap ister Malezyalı olsun) arama giren her neyse onu derhal düzeltmekle yükümlüyüm. Aramıza giren fitnelerden, çarpıtılmış ve manipüle edilmiş tarih eğitiminden duyduğum üzüntünün sebebi budur. Bunun tanımını siz ümmetçilik olarak yapabilirsiniz; ama özünde bu benim Müslüman sıfatını hak etmek için üzerime düşen vazifeden ibarettir. Konuyla ilgili ayet ve hadisleri duymuş olacağınızı tahmin ediyorum, ama sizi birkaç “apaçık” ayet ve hadisle baş başa bırakıyorum:

Rabbimiz (Türkçe meali ile) buyuruyor:

“Ey insanlar şüphesiz sizi bir erkek bir dişiden yarattık. Sizi soy ve kabilelere ayırdık (ama) tanışasınız diye. Allah katında en üstün olanınız en çok takva sahibi olanınızdır.”

(Hucurat 13)

“Göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da O’nun alametlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır.”

(Rum 22)

Hz. Peygamberden (s.a.v.) naklediliyor:

“Kavmiyetçiliğe çağıran bizden değildir. Kavmiyetçilik/milliyetçilik yolunda savaşan (mücadele eden) bizden değildir. Kavmiyetçilik üzere ölen bizden değildir.”

(Ebu Davud/Sahih hadis)

“Ey insanlar dikkat edin; şüphesiz Rabbiniz birdir, babanız birdir. Dikkat edin ne Arab’ın yabancıya ne yabancının Arab’a, ne beyazın siyaha ne de siyahın beyaza üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva (Allah’tan sakınma) iledir. Dikkat edin tebliğ ettim mi? Evet dediler. Buyurdu ki burada bulunanlar bulunmayanlara iletsinler.”

( Kurtubi cami’ul beyan c1 s 223)

“Öyle kavimler gelecek ki; ölen atalarıyla övünecekler, onlar cehennemin kömürüdürler, onların Allah nezdindeki değeri burnuyla pislik yuvarlayan böcek kadar bile değildir. Şüphesiz Allah sizden cahiliye ayıbını ve atalarla övünme kirini gidermiştir. Kişi ya takva (Allah’tan sakınma) sahibi salih veya şaki ve fâsıktır. İnsanların tümü Adem’in (a.s.) çocuklarıdır, Adem de topraktandır.”

(Ebu Davud, Tirmizi-sahih hadis)

Veda Hutbesinde bu konu ile alakalı şöyle buyurulmaktadır:

“Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”

Rabbimiz yine buyuruyor:

“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O’nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar”.

(Al-i İmran Suresi / 103)

Tekrar Hz. Peygamberin bir sözüne dönelim:

“Ey İnsanlar! Allah sizi cahiliye düşüncesinden ve ataları ile övünme duygusundan kurtarmıştır. Allah katında iki tür insan vardır: Dinine bağlı, cömert ve asil ruhlu kişilerle, Allah’ın beğenmediği, dinsiz, düşük karakterli, sefil kimseler. Hepiniz Âdem’den geliyorsunuz. Âdem ise topraktan yaratılmıştır. O halde insanlar, soyları ile böbürlenmekten vazgeçsinler. Yoksa Allah katında pislik böceklerinden daha tiksindirici bir duruma düşerler. Soyunuzla gururlanmanız size şeref kazandırmaz. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Soyunuzla ve atalarınızla övünmeniz, Rabbinizin buyruklarını çiğnemeniz demektir. Allah katında imanının güçlülüğü ve Allah’tan sakınmasından başka kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur.” (Hadis-i şerif)

Bu yazı dizisinin bütün bölümlerine ulaşabilmek için şu sayfayı ziyaret ediniz:http://www.fikiralemi.com/2010/02/01/araplar-bizi-arkamizdan-hancerledi-mi-yazi-dizisinin-butun-baglantilari/

Dikkat! Bu sitedeki bütün yazıların telif hakkı kanunlarla korunmaktadır. Daha fazlasını okumak için lütfen buraya tıklayınız.

Ocak 27, 2010  Tags: , , , , ,   Şu kategoride: Tarih

5 Cevap

  1. haydar kelle - Ocak 29, 2010

    peygamberimizin döneminde milliyetçilik diye bir kavram var mıydı?(kavmiyetçilik demiyorum) varsa da bu sizin kastettiğiniz kavmiyetçilik Türk milliyetçiliğiyle uzaktan yakından alakalı değildir. şöyle ki”Ben Müslümanım.Benim dinim milleti için çalışmayı, vatanını sevmeyi ve onun için hizmet etmeyi öngörüyor.” demişsiniz işte Türk milliyetçiliğinin amacı da budur. bu milliyetçiliğin; ırkçılık veya faşizmle uzaktan yakından alakası yoktur.bir türlü insanlar bu tanımları zihinlerine yerleştirmekte güçlük çekiyorlar.

  2. F. Eren Şaşmaz - Ocak 29, 2010

    “Kavram” denilen nimetle öğrenmesini kolaylaştıran insanoğluna basit bir oyun oynanmakta: “Kavramın içini boşalt ya da sistematiğini bozup başkalaştıracak bir içerik sok.”
    Öncelikle defaatle özür dileyerek, öğrenim basamaklarının başlarında olan kardeşlerimiz için “kavram”ı açıklamak istiyorum.
    İnsanoğlu “dilde en az gayret kanunu” gereği kısa yoldan kendini ifade etmek ister. Bunun için sınıflandırmaya gideriz: Belli özellikleri aynı olan varlıkları bir grupta toplarız. İnek, at, fare, balık … hepsini ‘toplarız’ ve “hayvan” deriz. Beynimizde hemen bir “hayvan şeması” oluşturur ve bildiğimiz bütün hayvan türlerini o şemanın içine alırız. Yani beynimiz hayvan özelliklerini algılar ki bu özellikler aslında bir sistem değil midir? Mesela o hayvan kavramının içine giren varlıkların da ayırıcı özelliklerini gruplarız: Memeliler. Memeli özelliklerini taşıyanlar için, “hayvan şemamızın” içine alt küme olacak şekilde “memeliler şeması”nı oluştururuz. Zaten bilişsel öğrenme kuramına göre de öğrenme, şema oluşturma işidir. Eğer yeni bir hayvan türü görürsek onun özelliklerini algılar ve hemen “hayvan şeması”nın içine koyarız. Ayırıcı özelliklerine göre de memeliler ya da yumurtalılar şemasına yerleştiririz. Bildiğimiz her şey şemalarımız kadardır.
    Bakın, millet kelimesinden türeyen “milliyet” kelimesine dikkat edelim. Bu kelime 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar, yerli ve yabancı bütün dilcilerin hazırladığı sözlüklerde Arapçadaki anlamı ile aynıdır. Kelime, topluluk; din; bir dine mensup insanların oluşturduğu topluluk (cemaat) anlamlarında kullanılır. Zaten Allah (CC) Kur’an-ı Kerim’de milleti ikiye ayırmıyor mu? İslâm milleti ve küfür milleti… Kelime tastamam yüzyıllarca Türkçemizde yaşamış. Fakat ne olmuşsa dünyada, en başta İslâm milleti olmak üzere bir şeyler değişmeye başlamış. Mezkûr kelime de değişmiş / değiştirilmiş. Millet kelimesinin yukarıda açıklanan anlamından çıkarım yapabileceğimiz anlam sistematiği ile “kavim” kelimesinin anlamına ve anlam sistematiğine bakalım. Kavim: Ailelerin oluşturduğu soyların ve aynı kökten türemiş insanların bir araya getirdiği “topluluk”; kan bağı. İkisinin de sistematiğinde “topluluk” ibaresi var. Demek ki anlam karmaşasına ve içeriğinin değiştirilmesine müsait kelimeler. Bunu da yapmışlar zaten.
    “Türk milleti” isim tamlamamasının (ilk kullananın ismini şuan hatırlamıyorum) kullanılışını eski falan sanmayın. Dil için çok yakın diyebileceğimiz zamanalarda, Osmanlı’nın son dönemlerinde Tanzimat aydınlarından biri tarafından kullanılmış bu tamlama. O zamana kadar millet kelimesiyle müslümanlar yani Hz. Muhammed (SAV)’in ümmeti kastediliyordu. Yani milliyet fikrini savunana Türkçemizde “milliyetçi” dersek, “Milliyetçi demek, ümmetçi demektir.” diyebiliriz. Kelime zorlanarak ve içeriği değiştirilmiş manada kullanıla kullanıla günümüzdeki haline gelmiştir malesef. “Arap milleti” ifadesi yanlış; “Arap kavmi” ifadesi doğrudur. Tabii ki 19. yüzyılda kavmiyetçilik yapsaydınız ve bunu devletin resmî ideolojisi haline getirseydiniz, o devlete bir millet bulamazdınız. Zaten bütün müslümanların “bir” olduğu bir topluluğu, Allah (CC)’ın tarif ettiği “diğer millet” de ismez. Biz de uyuruz, uyuruz ve uyuruz.
    Üstâd Mehmet Akif Arnavutluk’un kavmiyetçilik akımlarına kapılıp ayrılması için yazdığı bir şiirinde, bir Arnavut olduğunu ilân ederek, şunu sorar kavmine: “Hani milliyetin İslâm idi kavmiyet de ne?”
    Aynı şiirin diğer bir dizesinde de şunu der: “Fikr-i kavmiyeti tel’in (lânetleme)ediyor peygamber.”
    Not: Mehmet Akif, Arapçayı herhangi bir Araptan daha iyi bilen, tefsir alanında iyi eğitim görmüş, Kur’an-ı Kerîm’in meâl çalışması için akla gelen ilk isim olmuş, kavimcilik akımlarının milleti ne hale getireceğini (yani bugünleri) bir asır önceden tahmin edebilen ileri görüşlü, eşsiz bir insadı.
    Yine harika bir yazı… Peygamber (SAV) efendimizin sözleriyle delillendirilen bu yazınıza yazacağım yorumun acizliğini belirtmek istiyorum ki bu belirtme, bir tevazu değil gerçektir. Yeni yazılarınızı merakla bekliyoruz. Hürmetlerimle…

  3. Zeyneb Seza - Ocak 29, 2010

    Öncelikle selamet üzerinize olsun.

    Millet-milliyetçilik, kavim-kavmiyetçilik kelimelerinin etimolojik kökenine ilişkin Fatih Bey kardeşimizin verdiği detaylı malumat için çok teşekkür ederim. Fazlasıyla açıklayıcı ve bilgilendirici o nedenle o konuda ek bir yorumda bulunmayacağım. (Cevabımın bir kısmını yazarken de tamamen katıldığım için bir dostumdan kısmen alıntı yaptığımı belirtmek isterim)

    Hem tarihsel hem de teorik olarak İslam ve kavmiyetçilik çatışırken, hatta birbirini tehdit olarak görüyorken, başta Türkiye, Mısır ve Ürdün olmak üzere bazı Müslüman ülkelerde ve halklarında bu iki kavram yan yana kullanılmaktadır.Yukarıdaki ayet ve hadislerin koyduğu ölçülere göre maalesef Türk milliyetçiliği İslam’da belirtilen ölçülerden çok uzak bir uygulama ve zihniyet içindedir (ki herhangi “birşeycilik” zaten İslam’ın özüne aykırıdır, Efendimiz(saw) “patriotism”-vatanseverlik-vatansevmecilik ifadesini bile doğru bulmaz(tabii bir etiket olarak) ve derki “Onu bırakınız, o bir leştir.” )

    İslam’da makul ölçüde bir vatanseverlik “duygusundan” bahsetmek mümkün olsabile bir önetiket olarak “patriotism”(üzgünüm ingilizce bir ifade kullandım Türkçedeki vatanseverliğin tam karşılayacağından şüphe ettim,vatancılık diyeyim isterseniz) ifadesi bile doğru bulunmamaktadır. Dil, renk, ırk, kan veya soy birliğine dayalı bir milliyetçilik zaten yoktur. Aksine inanca dayalı bir birliği hedefleyen İslam, bu tür taassubiyetleri tehdit olarak algılar, reddeder ve yasaklar.
    Yüzyıllarca süren putperest Arap toplumunun milliyetçi yapısı, İslam’ın gelmesiyle sarsılmış ve en azından belli bir dönemde zamanla ortadan kalkmıştır,ancak şuan tam olarak doğru değildir maalesef. Evsli bir genc İslam öncesi dönemde Hazreç kabilesinin mağlup edildiği bir savaş üzerine şiir yazmış ve bu şiir Müslüman iki kavim arasında hoşnutsuzluğa neden olmuştur. Bunun üzerine Hz. Muhammed(saw), kavmiyetçiliğin ve atalarıyla övünmenin bir paganizm ve cahiliye geleneği olduğunu ve her Müslüman’ın bundan kaçınması gerektiğini emreder. Kimilerine göre, bu hadislerin işaret ettiği milliyetçilik veya kavmiyetçilik bugünkü milliyetçilikten farklıydı. Oysa yukarıdaki hadiste vurgulanan Arapçılık bugünkü milliyetçiliğin tam da karşılığıdır. Bakınız, Geys Bin Mutabebe’nin Selman, Bilal ve Süheyb’i “yabancı” algısı, bugünkü milliyetçilerin “yabancı algısı”ndan hiç de farklı değildir. çünkü Efendimizin mübarek sözleri bakidir ve zaman üstüdür.Ayrıca “atalarıyla övünmek” için bile Resulullah’ın sözlerini vicdan ve iman ışığında okuyunuz, bunun için yaptığı küçültücü tanıma bakınız. Bunun yüz katı yapılıyor malumlarınız ve bu da tabii hepimizin çok hoşuna gidiyor. Bu duygu insanın nefsini inanılmaz okşayan bir duygudur. Ama ölçü müslümanın en büyük şiarıdır, Efendimizin ölçüsü ise “ehli sünnet vel cemaatin” vazgeçilmezidir.

    Irkçılık de şüphesiz İslam’ı tehdit olarak algılar. Bu nedenle, İslam toplumlarındaki sıkı milliyetçiler, İslam öncesi tarihlerine ve efsanelerine vurgu yaparlar. Türk ırkçıları Metehan, Asena ve Kürşad vurgusu yaparken, Arap milliyetçileri Faraoh’u ve cahiliye dönemi şair ve kahramanlarına; Fars milliyetçileri Sirus, Daryus ve Mazdaka’yı; Kürt milliyetçileri Rustem-i Zal ve Dehak’ı öne çıkarırlar. Böylece toplum hafızasına İslami figürler yerine, milli figürleri yerleştirmeye çalışırlar. Irkçılar aynı zamanda çocuklarına İslami isimler yerine milli(yetçi) isimleri tercih ederken, kafası karışıklar da ikisini birden koyarlar.
    İslam, milliyetçiliği yasaklarken, doğası gereği modern ve seküler bir ideoloji olan milliyetçilik de İslam’ı reddediyor, hatta en büyük düşman olarak görüyor. İslam diğer dinler gibi evrensel, kapsayıcı ve barışçıl bir dünya düzeni öngörürken, kavmiyetçilik dışlayıcı, güce dayalı ve kaotik bir dünya düzeni öngörmektedir. Bu nedenle, milliyetçilik aslında sadece İslam’ı değil, diğer bütün dinleri ve aynı zamanda liberalizm ve sosyalizm gibi eşitliği ve adaleti öngören evrensel ideolojileri de düşman olarak algılar.
    Biliyorum, bu tespitler bazı kafası karışıkları hiç hoşnut etmiyor, fakat yukarıda verilen ayet ve hadisler yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır. Şüphesiz herkesin dini kendinedir, fakat bugünkü bazı Müslümanların peşinde koştukları ideolojileri ve din diye dayatılan tezleri sorgulaması gerekir.Müslüman olmayanlar bu yazılanları hiç dikkate almamakta özgürdür. Ama kendisini müslüman olarak tanımlayan kimselerin peşinden koştukları Türkçülük ve Kürtçülüğün, bunların benimsenmesinin ve yüceltilmesinin kendilerini dinden bile çıkarabileceğini bilmeleri gerekir.
    Allahu Teala imanımızı muhafaza etsin ve bizi Resulullah’ın (saw)istikametinden ayırmasın. Amin.
    Saygılarımla

  4. Zeyneb Seza - Ocak 29, 2010

    Zaten Efendimiz (saw) kendine bildirilenlerden başka bir kelam etmeyen o Masum bizi ahir zamana ilişkin uyarıyor,bugünümüze ışık tutuyor ve buyuruyor:
    “Ümmetimin helâk olması üç şeyden ileri gelecektir: Kaderiye (Kişi kendi fiilinin yaratıcısıdır, cümlesinde ifadesini bulan, kaderi inkâr dâvâsı.); unsuriyet dâvâsı (milliyetçilik ve hatta birşeycilik) ve dînî meselelerde gevşeklik etmek.”
    (Taberanî, Mu’cemü’s-Sağir,158.)
    Açıkça müşahade ediyoruz ki bu üç bela temel sorunlarımız.Birincisi seküler zihniyetin içimize yaydığı dinin ve emirlerinin bilim ve gerçekle çatıştığı ve insanın kendi kaderini tayin ettiği sanrısı, ikincisi müslüman milletleri birbiriyle savaştırıp paramparça etmiş anlatıp durduğumuz zihniyet,üçüncüsü ise bizi ihlas ve kullukta çok geri bırakan tembelliğimiz ve tenperverliğimiz.

  5. F. Eren Şaşmaz - Ocak 30, 2010

    Selâmunaleyküm
    Haydar kardeşim, öncelikle fikrinizi ve hissinizi anladığımı sanıyorum; çünkü aynı düşünce geleneğinden geliyorum. Peygamber efendimiz döneminde milliyet kavramının kullanılması yukarıda açıkladığım gibiydi. “Allah (CC) da Kur’an’da milleti ikiye ayırıyor.” demiştim. Bu da efendimiz dönemidir zaten. Aslında “Türk” kelimesinin etimolojisini yapsak da yine “Türk milliyetçiliği” kavramının anlamsız olduğunu buluruz.
    “Kavram”ın yukarıda belirtmeyi unuttuğum bir yanı da var. Dünya görüşümüzü yansıtan kavramlar kimliğimiz gibidir. Hatta bu kavramların duygusal algılarımızla doğrudan ilgisi vardır. Meselâ benim için, “İslâm” dendiğinde kavramın karşıladığı anlam şemalarının yanında beynimin salgıladığı bazı hormonlar vardır ki bu da benim duygusal yanımdır. Dolayısıyla aklımızı kabul ettirmeye zorlandığımız durum da burda açığa çıkar. Türkleri düşünelim. Orta Asya’da bir zamanlar başlamış bu kültürün bir uzantısı da Türkmenlere (Farsça bir söyleyiş olup “Türk’e benzer” anlamındadır.) baktığımızda büyük işler yaptığını görürüz; ama kimliğe bürünmelerini (aidiyet duygularını) İslâm ile halletmişler. Biz eğer onlarla övüneceksek ve kimliğimize onlarla bürüneceksek (duygusal durum burda başlıyor) neden onlar gibi olmuyoruz? Onların girmediği aidiyete biz niye giriyoruz?
    Kur’an-ı Kerim’de bazı yerlerde eski kavimlerin kıssaları anlatılır ve kıssa bittikten sonra şu sözle konu bağlanır: “Onlar bir kavimdi geldi, geçti; onların yaptıkları onlara, sizi yaptıklarınız size.”
    Acaba Allah (CC) bu sonuçla bize bir mesaj vermiyor mu? Mutlaka veriyor.
    Eğer kastettiğiniz gibi “Türk milliyetçiliği” ile “İslâm milliyetçili” aynı şey ise neden başka bir ifade kullanma gereği duyuluyor? “Öyleyse Kur’an-ı Kerim’e başka bir isim bulsak olur mu?” sorusunu sorsak bu duruma benzer mi acaba?
    Amacım illâ ki sizi iknâ etmek değil. Belki siz iknâ olursunuz, belki ben olurum. Sadece fikir alışverişi… Hürmetlerimle kardeşim.

Bir Cevap Bırakın