Yardımlaşmacı İktisadî Liberalizm

Yazan: Uğur Mustafa Dinç

 Mustafa Akyol, kendi bloğundaki bir yazısında çok güzel ifade etmiş:

Tek söylemem gereken “kapitalizm” kavramından [benim ve bana itiraz edenlerin] muhtemelen çok farklı şeyler anladığımız. Belki “iktisadi liberalizm” desek, daha nötr, önyargıları kışkırtmayan bir kavram seçmiş olacağız. İktisadi liberalizmin onun alternatifi olan “devletçilik”ten neden daha iyi olduğunu ise çeşitli yazılarımda ele almaya çalıştım.

Kendime pay çıkarmak için demiyorum, çünkü muhtemelen benimle alâkası yoktur bunun, ama ben zaten Mustafa Bey’in sitesindeki yorumlarımda diyordum ki bu kapitalizm kelimesini insanlar yanlış anlıyorlar. Aslında bizzat Mustafa Bey’in sayesinde öğrendiklerime dayanarak, ifade ediyordum ki burada bir kavram kargaşası var. Kapitalizm denince, insanlar “devletten bile büyük muazzam servetlere sahip kimselerin ekonomiye hâkim olması” şeklindeki Amerika merkezli “modern yağmacı kapitalist” fenomeni anlıyorlar.

 Halbuki, bu, kapitalizm, yani iktisadî liberalizm, değil. Bu, en zenginlerin, türlü ayak oyunlarıyla kapitalist (ekonomik liberalist) düzenin altını oyması demek; birkaç aşırı zengin ailenin, halkın mallarına el koyan komünist bir devletten farkı kalmaması demek. Buna ben “sahte liberalizm” veya “yağmacı/vahşî kapitalizm” gibi bir şey denebileceğini düşünüyorum.

Lâkin maalesef insanların aklına “kapitalizm” denince direkt olarak önceki fenomen geliyor. Başka bir deyişle, insanlar kavram kargaşasına uğramışlar, muhtemelen de bilerek uğratılmışlar. Bu yüzden,  zihinleri sosyalizm ve vahşî kapitalizm arasında sıkışmış.

Bize gereken, küçük ve orta boy “sermaye”lerin gerçekten de “hür” (libere edilmiş) bir şekilde boy vereceği, dinden ve insan ruhundan gelen yardımlaşma ve hayırseverliğin de yardımıyla hem ekonomik hem de toplumsal ıslahımızı ve kalkınmamızı sağlayacağımız, gerçek bir iktisadî liberal (kapitalist) düzen. Ben buna meselâ “yardımlaşmacı hür sermaye düzeni” gibi bir şey de denebileceğini düşünüyorum.

Demek ki halkın mallarına küçük bir “ideolojik elit”in el koymasına dayalı sosyalizm ve yine güçlülerin herkesin malını gaspettikleri bir vahşî kapitalizm arasında sıkışmak zorunda değiliz. Bir orta yol var ve o dengeli yol, zihinlerimizi bazı pasaklardan, kavram kargaşalarından temizlediğimizde çok âşikârlaşan bir yol. Sadece dinimiz ve onun bize rehber gösterdiği aklımız ve vicdanımıza uymak, biz Müslümanlara başarı için yeter.

 O din ki asırlar eskitemedi ve hâlâ capcanlı ayakta duruyor; diğer dinlere getirilen haklı eleştirileri, yarım bilgili ve kötü niyetli sahtekârân dışında, hiç bir bilgili kimse bu dine karşı getiremiyor. [Dikkat ediniz: Bunu söyleyen bu satırların sahibi, hayatını İslâmî bilgilenmeye adamıştır ve inşâallah üstelik Batılı İslam araştırmaları geleneği (yani oryantalist gelenek) içindeki bir İslam tarihçisi olacaktır büyük ihtimalle.] Aklımıza gelirsek, o, bizim ayakta ve hayatta durmamızı sağlayan tek dayanağımız. Ve vicdanımız da en büyük siyasî planlardan ve emellerden daha çok işimize yaramıştır her zaman…

Dikkat! Bu sitedeki bütün yazıların telif hakkı kanunlarla korunmaktadır. Daha fazlasını okumak için lütfen buraya tıklayınız.

Ocak 24, 2010  Tags: , , , , ,   Şu kategoride: Toplum

Bir Cevap Bırakın