Araplar Bizi Arkamızdan Hançerledi mi? (5)

Yazan: Zeyneb Seza

5. Türk-İsrail ilişkileri ve biz sütten çıkmış ak kaşık mıyız?

Sabetay Zvi ya da "Şabbatay Tzvi"

İzmirli (ve daha sonra Selanikli) "Yahudi Mesihi" Sabetay Zvi'nin 1666 yılında Amsterdamlı Yahudi taraftarları tarafından yapılmış, onu kutsayan bir resim (Kaynak: Wikipedia Commons). Bugünkü Türkiye elitlerinin çok etkili bir kısmıyla olan ilgisine dair bazı bilgileri bu yazıda okuyacağınız Sabetay/Şabbetay Zvi daha sonra Müslüman olduğunu açıklasa da ona bağlılığını koruyan taraftarlarıyla beraber Selanik'te yeni bir gizli Yahudi mezhebinin önderi olarak yaşamaya devam etti. Çevredeki Müslümanlar bu gizli kimliğin farkına varmışlar, ancak Müslüman olduklarını söyledikleri sürece onları "resmî olarak" öyle saymışlardı.

Maalesef pek çok Müslüman halkların yaptığı gibi bizim Müslüman halkımız da ticaret ve zanaatle uğraşmak yerine örfi olarak tarım ve hayvancılıkla uğraşmış ve bu yüzden de çok önceleri bile toplumun zengin sınıfına dâhil olamamıştır. Mesela arşivler der ki, İstanbul’da tek bir Müslüman-Türk saatçi bile yoktur. Bütün meslek, sanat ve zanaat dalları ve ticaret gayrimüslimlerin elindedir. Ne acı!

Mübadelelerden ve savaşlardan sonra Anadolu’yu terk eden Hristiyanların zengin sınıf boşluğunu ya direkt Yahudiler ya da kripto-Yahudi dediğimiz bugün Yahudi dönmesi olup hala Yahudi gelenek ve ideallerinin bir kısmına sadık gruplar doldurmuştur. Tabii ki sermayenin Hıristiyanlardan Yahudilere ve gizli Yahudilere (Sabetayistler, avdetîler, dönmeler) yönelik bu el değiştirmesi, Cumhuriyetin ilanından önce başlamış, İttihatçıların ve yenilikçilerin arasında sayıca çok fazla bulunan bu kesim tarafından ciddi destek görmüştür. İstanbul’daki Yahudi sermayedarlar, tacirler ve Sabetayist aileler ve Anadolu’da ise İzmirli kompradorlardan başka kime zengin denebilir Türkiye’de? Evet doğru tahmin ettiniz: Siyasi, kültürel ve entellektüel hayatımızın mimarı olan moda deyimle Beyaz Türklerdir (yüzde yüz olumsuz anlamda kullanmıyorum, onlar olmasaymış sanatçı ve yazarımız kalmayacakmış bir dönem) burada anlattığım kesimler.

Bizdeki bu sermaye grupları hâlâ etkinliğini kısmen korumaktadır. Bazıları İsrail vatandaşlığına bile başvurmuştur. Bir kısmı kabul edilmiştir ve bugün İsrail’in “sosyete mahallesi” diyebileceğimiz en zengin yerinde, Türkçe konuşan, Türklere benzeyen, Türkiye ekonomisi üzerindeki iktidarlarıyla zenginleşmiş olan bu aileler yaşamaktadırlar. Fakat ilginçtir ki bir kısmı kabul edilmemiştir, artık özlerini büyük ölçüde kaybedip Yahudi-Türk arası bir kimliğe büründükleri için yeterince Yahudi bulunmamışlardır. Sefardim/İspanyol Yahudileriyle aynı kola mensup “asil kanlı” Yahudi olmalarına rağmen bu gerekçeyle ve Allah’ın bildiği kim bilir hangi gerekçelerle vatandaşlığa kabul edilmemişlerdir. Onlar bizle kalmıştır. Türkleşmişlerdir belki ama Yahudilerle flörtleri hiç bitmemiştir.

Siyasi hayattaki aktif rollerinin sonucu Türkiye “dünyada” İsrail’i tanıyan devletler arasında ilk üçtedir.  Müslüman devletler arasında ise “1.” sıradadır. Yanlışlar yapmak sadece yabancı milletlere has değil gördüğünüz gibi. Turancıların, güya Orta Asyacı olan bu hızlı Türk ulusçularının düşman listesinde devamlı andıkları o Yahudilerden bizim dışişleri kaynaklarımız yıllardır gururla “müttefik” diye bahsetmiştir. Ama kimse bize alınıp gücenemez değil mi? Yahudilerin ırkçı olanlarına, İsrail Devleti ve sempatizanlarına, geçtiğimiz bu ahlâka aykırı “kıyaklardan” sonra Arapların bize gücenmeye hakları yok değil mi?

Aynı yöneticilerimiz, 1. Dünya Savaşı dâhil her zaman bizimle omuz omuza savaşan Kuzey Afrikalıları tarihin derinliklerine gömmüştür. Nasıl mı? Fransızların en az bir buçuk milyon Müslüman Cezayirliyi öldürdükleri Cezayir Bağımsızlık Savaşı (ya da “Cezayir Soykırımı”) esnasında Fransızların hiçbir insanlık suçu ve soykırım işlemediğine dair Türk diplomatları Birleşmiş Milletler’de oy kullanmışlardır. Bunları geçtim, Bağdat Paktına üye olmadı mı Türkiye 1955′te? İşte bu pakt değil midir Amerika, İsrail ve Batı emperyalizmi işbirlikçisi Arap yöneticileriyle (Irak iktidarı) Türklerin bir araya gelerek imzaladığı o antlaşma? Kim kime düşmanlık etti, kim kime etmedi, çok karışık görünüyor değil mi?

Ama biliyor musunuz: Devlet büyüklerimin Arap Müslümanlara yaptığı bu ihanetler beni “hain” veya “kalleş” yapmaz. Benden öncekilerin günah ve sevaplarını üstlenmemem gerekir. Çünkü biliriz ki 19.yüzyıl sonu ve 20.yüzyıl başında halklar üniter (yekpare, tek parça) devlet geleneğini benimsemiş ve bütün çok kısımlı, kapsayıcı imparatorluklar ya iç savaşa ya dünya harplerine kurban gitmiştir. Üstelik yukarıda kendilerinden bahsettiğimiz gayrimüslim zengin sınıfların karşısında son derece zayıf, bilgisiz, tecrübesiz ve etkisiz kalan Müslümanlar, 20.yüzyılda maalesef devamlı zulme uğramışlardır, ki bunlara Türkiye dışındaki dindaş ve soydaşlarımız da dahildir.

Benim ülkemde zamanında milliyetçiliğin en keskin düşünceleri belirirken, Mondros’tan sonra manda iktidarlarının altında inleyen Arapların arasında da milliyetçilik yapanlar (ki bu işler büyük ölçüde Osmanlı sonrasıdır) var olmuştur. Fakat açıktır ki bu onların çoğunluğunu Türk düşmanı diye damgalamamıza sebep teşkil etmez. Dinen ve evrensel ahlak gereğince kabul edilmezliğini bir kenara bırakalım: Böylesi düşmanlıkların kimseye bir faydası yoktur. Pozitif milliyetçilik aynı Osmanlı’nın zamanında uygulamayı başardığı gibi sulh içinde yapılacak alışveriş ve diyalogla mümkündür. “3 tarafı denizlerle 4 tarafı düşmanlarla çevrili zavallı ülke” zihniyeti ile kabuğuna çekilmiş pasif bir devletle ancak etki alanlarımızı ve tarihsel potansiyelimizi inkar etmiş oluruz. Bu şekilde herhangi bir şey başarmamız mümkün olmaz. O hâlde çözüm açık değil midir?

Bu yazı dizisinin bütün bölümlerine ulaşabilmek için şu sayfayı ziyaret ediniz:http://www.fikiralemi.com/2010/02/01/araplar-bizi-arkamizdan-hancerledi-mi-yazi-dizisinin-butun-baglantilari/

Dikkat! Bu sitedeki bütün yazıların telif hakkı kanunlarla korunmaktadır. Daha fazlasını okumak için lütfen buraya tıklayınız.

Ocak 14, 2010  Tags: , , , , , , ,   Şu kategoride: Tarih

2 Cevap

  1. Fatih Eren - Ocak 24, 2010

    Mükemmel bir yazı. Tebriklerimi hürmetlerimle arz ederim.

  2. Zeyneb Seza - Ocak 25, 2010

    Alakanız için biz teşekkür eder, saygılarımızı sunarız. Selametle.

Bir Cevap Bırakın