Araplar Bizi Arkamızdan Hançerledi mi (3)
Yazan: Zeyneb Seza

Mekke Emiri, İstanbul doğumlu Şerif Hüseyin. İngilizlerin boş vaatlerine ve Müslümanlara yönelik sahte iyi niyetlerine aldanarak valisi olduğu devlete isyan etti. 1924'te Suudîlerce Hicaz krallığından kovuldu. 1931'de, sürgünde öldü. Suriye, Irak ve Ürdün çocukları arasında paylaştırıldı. Ancak Suriye ve Irak da daha sonra çocuklarından alındı.
3. Arapların Hiç Suçu Yok mu?
Arap yarımadasında Türklere karşı savaşan birlikler olduğunu söyledik. Bunlar İngilizler ile ittifak kurmuş ve dolayısıyla ödüllendirilmişlerdir. İbn Saud bu aileden gelmektedir ve Suudi Arabistan Krallığı böyle kurulmuştur. Ve bu da kimsenin onur duyacağı bir durum değildir.
Bu benim savunduÄŸum bir durum olabilir mi? Ben ne Åžerif Hüseyin’i ne de HaÅŸimî Krallığını [Ürdün Krallığı - Editör] savunmuyorum. Kaldı ki Sünni Arap dünyasının çoÄŸunluÄŸu samimi olarak bu isimleri savunmazlar. Bazı yönetici ailelerin kukla iktidarları Araplara bin beter etmiÅŸtir. Arapların desteÄŸini almadıkları halde bugün hala iktidardadırlar. Sadece çok az bir kısmı Alevi olan Suriye sözde bir cumhuriyettir ama ta en baÅŸta öngörüldüğü ÅŸekliyle Sünni bir aile tarafından yönetilememektedir. OrtadoÄŸu tarihini Ajan Lawrence‘in filminden ya da milletimize atılmış türlü iftiralarla dolu kitabından öğrenmeyecek kadar saÄŸduyu sahibi olmalıyız.

İbn Reşid ailesi liderliğinde Suudîler ve İngilizlere karşı Osmanlılarla ittifak eden, o zamanlar Bedevî olan Şammar kabilesinden bir adam ve yanındaki "evcil" çitası
Normalde bu dönemde yaÅŸanmış hiçbir Osmanlı/Türk-Arap savaşı olmamıştır. Size fonetik olarak Filistin’deki bir savaÅŸ Filistinlilerledir herhalde gibi gelse de bütün kaynaklarda yazar ki o savaÅŸta “İngilizlerle” savaÅŸtık! İngiliz komutasında savaÅŸmış veya o bölgede bizi yoldan çevirmiÅŸ hiçbir Filistinli yoktur. Suriye’de ise birkaç Fransız taburu İngilizlere destek vermiÅŸlerdir. Ama daha önce de yazdığım gibi Akabe gerisinde birkaç kabileyi arkasına alabilmiÅŸ Åžerif Hüseyin vardır. Fransızlarla iÅŸbirliÄŸi yapan Marunî Hıristiyanlar vardır (ki kendilerini Arap olarak tanımlamazlar günümüzde, sadece Arap milliyetçiliÄŸini icat edip, milleti karıştırıp, sonra da iÅŸin içinden çıkmışlardır). Ve gözlerini iktidar hırsı bürümüş bazı Suriyeli Alevi aileler vardır. Ezici çoÄŸunluk olan Sünni Müslüman halk böyle bir olaya karışmamıştır. Hatta bu halk sırf bu yüzden birbirine düşmüştür.
Gerçi Åžerif Hüseyin’e katılan bazı bedevi birlikler İngiliz ordusuyla birlikte Osmanlıya karşı savaÅŸmıştır, bu doÄŸrudur. Ancak onlara karşı da daha sonra baÅŸka bir Arap-bedevi ordu “niye Müslümanları vurdunuz” diyerek savaÅŸmıştır (İbnu ReÅŸid ordusu). Dahası, neye uÄŸradığını ÅŸaşıran Filistin halkı o zaman Osmanlı kumandanı bildiÄŸi Mustafa Kemal için sokaklarda yürüyüşler yapmıştır. İslâm dinine karşı art niyetli ve kavmiyetçi siyasetler izleyen İttihat ve Terakki hükümetine raÄŸmen son ana kadar halifeye baÄŸlı olduÄŸunu da belirtmiÅŸ ve bunun aksi hiçbir eylemde bulunmamıştır.
Dönemin Arap-Sünni din adamlarının çoÄŸunun, olan bitenden ve halifeliÄŸin kaldırılmasından dolayı yayınladığı hutbelere bakınız. Zaten o meÅŸhur Arap milliyetçilik akımlarının da baÅŸlatıcısı malum Hıristiyan Araplardır. Zaten o dönemde bu bir hastalık gibi her topluma sıçramıştı. Övünülecek bir ÅŸey deÄŸildir ama bu bir milleti toptan kalleÅŸ, hain yapmaz da. DediÄŸim gibi, Anadolu Türklüğünün temeli Türkmenler de mi hain? Onlar ki Osmanlılara karşı savaÅŸmışlardı, Timur savaşında savaÅŸta saf deÄŸiÅŸtirmiÅŸlerdi. Ama fitneler her yerde olur maalesef…
Kuzey Afrika’dan, Ortadoğu ve Ön-Asya’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış bu milleti, onlarca devleti böyle bir genellemeye tabi tutmak son derece vicdansızcadır. Dahası, tüm bu kötü durumlar gerçekleştiği yıllarda, 1. Dünya Savaşı’nda ve özellikle savaşın belli cephelerinde şehit düşen Araplar hâlâ çok sayıdadır ve bunlar kayıtlıdır. Hatta örneğin Çanakkale Savaşı’nda çok sayıda şehit veren Arap ailelerine Türk vatandaşlığı bile verilmiştir. [Benzer bir bilgi hakkındaki bir haber kaynağı için dipnota/haşiyeye bakınız –editör.]
Ancak ufak bir bilgi: Britanya Mandası Şeria Nehri’nin batı kıyısından Akdeniz’e kadar olan kısım ile Şeria Nehri’nin doğu kıyısında Mâvera-yı Ürdün olarak bilinen kısmı içeriyordu. Dolayısıyla Kâbe, Mekke ve Suudi Arabistan farklı bir konumdaydı.
Dipnot/HaÅŸiye:
Aksiyon Dergisi’nde yayımlanmış bir röportaj-araştırmadan:
http://www.aksiyon.com.tr/detaylar.do?load=detay&link=17203
Halepli Emine’nin, söyleÅŸi boyunca belki sesi ilk kez titriyor: “Bazı Türk arkadaÅŸlar, ‘Araplar bizi sattı.’ diyor. Ben de onlara, ‘Babamın iki amcası Çanakkale Savaşı’nda ÅŸehit düşmüş. Gidin bakın.’ diyorum.” Emine’ye göre Türklerin, daha önce savaÅŸtıkları Batı ülkelerini artık dost kabul etmesinin bir nedeni var; onların daha güçlü olması. “Araplar ÅŸimdi çok zayıf.” diyor, “Türk kardeÅŸlerimiz bakıyor ki, bizde ne demokrasi var, ne sanayi, ne teknoloji. Daha güçlü olsaydık böyle söylemezlerdi.”
Büyük babası Osmanlı ordusunda savaÅŸanlardan biri de Mahmud Osman. On altı sene hizmet ettiÄŸi orduyla Yemen savaşına katılan dede Türkçe de bilirmiÅŸ; ama o vakitler bu, vakayı adiyeden sayılırmış. “Dedelerimizin hemen hepsi Türkçe konuÅŸurdu.” diyor Osman, “Biz çocukken, seferberlik ağıtları yakarlardı. Aralarında Çanakkale’ye katılanlar da olmuÅŸ; ancak bugün hiçbir Halepli mücahitten bahsedilmiyor.” El Cezire Televizyonu İstanbul Temsilcisi Fikri Åžaban’ın ailesinde de bir Osmanlı askeri var: “Benim büyük dedem 1900′lerde Osmanlı’yla savaÅŸa gitti ve bir daha dönmedi. Çanakkale’de kardeÅŸ kardeÅŸ yatıyorlar ÅŸimdi. Gidince görürsünüz; kimi Kudüs’ten, kimi Åžam’dan, kimi Halep’ten. Avrupa, İkinci Dünya Savaşı’nda birbirini boÄŸazladı; ama sonradan birleÅŸti. Biz tarihte kalmış ve çok genelleÅŸtirilmiÅŸ bir sorun yüzünden uzak duruyoruz birbirimizden. Bunun sebeplerini araÅŸtırmak lâzım.”
Bu yazı dizisinin bütün bölümlerine ulaşabilmek için şu sayfayı ziyaret ediniz:http://www.fikiralemi.com/2010/02/01/araplar-bizi-arkamizdan-hancerledi-mi-yazi-dizisinin-butun-baglantilari/
Dikkat! Bu sitedeki bütün yazıların telif hakkı kanunlarla korunmaktadır. Daha fazlasını okumak için lütfen buraya tıklayınız.
Ocak 3, 2010
Tags: Arap İsyanı, Emperyalizm, İbn Raşid Hanedanı, İttihat ve Terakki Cemiyeti, Osmanlı Ordusundaki Arap Askerler, Şerif Hüseyin, Sömürgecilik Şu kategoride: Tarih

4 Cevap
“Hâin Arap” lakırdısını çürütmeye çalışmanın anlamsız olduÄŸunu düşünüyorum. Zira, çürütme çabası bile “Acaba olmuÅŸ olabilir mi?” sorusunu insanlara sordurabilir. Bence tartışmanın yönü ÅŸu ÅŸekilde birbirini doÄŸuran sorular olmalı: “Arapların ve Türklerin birbirini sevmeMEsini kim isteyebilir?”, “İsteyenlerin böyle bir hedefe ulaÅŸma imkânları, güçleri var mıdır?”, “Öyleyse Arap ülkelerinde de Türklere karşı bu tür resmî, gayri-resmî politikalar yürütülmüş müdür, yürütülmekte midir?”
Bu yorumumda baÅŸka bir tarafa dikkat çekmek istedim. Yetersiz ifademden ötürü “yazınızın anlamsız olduÄŸu” gibi bir anlam çıkmış ortaya. Öncelikle bu zaâf-ı lisânımdan ötürü kusuruma bakmayın. Sadece soru cümlelerimi yazdım varsayın. Hürmetlerimle…
Öncelikle çok teÅŸekkür ederim Fatih Bey. EstaÄŸfurullah, “anlamsız” derken neyi kastettiÄŸinizi anlıyor ve size hak veriyorum.Biraz savunma psikolojisi ile yazılmış bir yazı intibaı vermektedir bu dizi kabul ediyorum. İtiraf etmek gerekirse baÅŸlangıçta buna mecbur kalındığı için yazılmıştı zaten. Savunma da öncesinde bir suçlama veya kusuru gerektirir.Maalesef tarih ve müslüman topluluklar ile ilgili ülkemizde ve diÄŸer müslüman ülkelerde empoze edilen bilgiler objektiflikten çok uzaktır. Bu halkların arasında oluÅŸan ufak tefek sorunlar inanılmaz düzeyde abartılmış,bambaÅŸka hedeflere kaydırılmış ve atılan nifak tohumları maalesef geçtiÄŸimiz yüzyılda yeÅŸermeye yüz tutmuÅŸtur.
Her müslümanın üzerine vazife olan “bütün müslüman kardeÅŸlerini sevme, onlara düşmanlık beslememe ve dayanışma içinde olma” düsturunun son yıllarda onca çaba ve dualar neticesinde tekrar benimsenmeye baÅŸlanması bugün hala bazı kesimleri son derece rahatsız etmektedir.İnanılmaz bir politik hedef saptırması yapılarak zaten mecbur olduÄŸumuz ümmet içi yakınlaÅŸmalar (nasıl bir zamanlar bu tür fitnelerle ve milliyetçi duyguların sömürülmesi ile yapılmış ise) son yıllarda son derece alakasız ve asılsız biçimde Amerikan çıkarlarıyla ilintilendirilmek istenmektedir. Bundan büyük bir hedef saptırma ve cahillik olamaz. Amerika ve İsrail’in en basit hedeflerini bile okuma yetisini gösterememiÅŸ bu kimseler bizim toplumumuz gibi cehaletin son derece yaygın olduÄŸu ve bilgi temelsiz fikirlerin söylenmesinden kimsenin gocunmadığı topluluklarda maalesef ciddi ciddi kabul görmektedir. Bu nedenle bu konulara ait yazıların, zamanlaması bahane edilerek yapılan haksız ve insafsız ithamlara raÄŸmen yayınlanmasını uygun görmekteyiz.
1850_1924 Ylına kadar arabistan yerel yönetimleri şammar kabilesi tarafından emirlikler düzeyinde idara ediliyordu.
şammar kabilesi ve aşiret şığları osmanlı merkezi idaresine bağlılardı ancak ingilizlerin ve yerli iş birlikçilerin
bir çok tezgahlar sonucu şammarlar osmanlıdan yana taraf olmuşlardır. Birtanya imparatorlugu kendine bağımlı bir
yönetim getirmek için arap kabilerini osmanlıya karşı kışkırtyordu şammar kabilesinin önde gelen ibin reşid ailesi gayri müslüman olan her türlü iş birliğini red eti.
müslüman olan osmanlı idaresinden taraf oldu bunun sonucunda ubd el reşid kahbece bin suud ve ingilizler tarafından katedildi ve arabistanın adı suudi arabistan oldu.
bu sonuç şammar kabilesine çeşitli bölgelere göç ettme meçbureyeti doğurdu başta ırak küvet arabistan suriye ürdün
ve azda olsa türkiye hatay ve urfa da şammar kabilesinin ailelerine raslamak mümkün.
SEVGİ VE SAYGILARLA.
Bir Cevap Bırakın